2025 Venedik Mimarlık Bienali’nde 1 Gün
- Sanem Bakan
- 3 Ağu
- 3 dakikada okunur
Bu yılki Venedik Mimarlık Bienali, “Intelligens: Designing with Nature” başlığı altında, mimarlığın doğa, teknoloji ve toplumla kurduğu ilişkiyi merkezine alıyor. İki mimar olarak Venedik’in Mestre tarafında iki gece konakladıktan sonra, sabah vaporettoyla geçip bienalin hem Giardini hem Arsenale alanlarını bir gün boyunca gezdik. Yorucu ama ilham verici bir deneyimdi. Dijital mimarlık, sürdürülebilirlik, eğitim ve sağlık mimarisi hatta uzay mimarisi gibi ilgilendiğimiz temalar sergilerde sıklıkla karşımıza çıktı.
Rotamız
Sabah erken saatte Giardini’den başladık, öğle saatlerinde Arsenale’ye geçtik. Venedik mimarisine ilgi duyan herkes için bu sıralama mantıklı; çünkü Giardini’de ulusal pavyonlar daha yoğun ve fiziksel olarak daha dağınık, Arsenale ise daha uzun ve lineer bir kurguya sahip.
Benim Gözümde Öne Çıkan Pavyonlar ve Temalar

🇺🇸 ABD Pavyonu: “Porch – An Architecture of Generosity”
Veranda kültürü üzerinden bir mekânsal cömertlik yorumu. Ahşap ve sıkıştırılmış toprakla yapılan modüler platformlar hem mimari hem toplumsal ilişkiler açısından çok etkileyiciydi. Serginin sadece bir sunum değil, sosyal etkileşime açık bir yaşam alanı gibi olmasi hoşuma gitti. Ayrica sergideki maketlerin kalitesi gercekten ilham vericiydi.
🇩🇪 Almanya: “Open for Maintenance”
Bakım, tamir ve birlikte üretim kültürü… Pavyon, bienal sonrası kalan atık malzemelerle oluşturulmuş. Her gün farklı ekiplerin yürüttüğü tamir atölyeleriyle sürdürülebilirliği doğrudan uygulayan bir “yaşayan sergi” sunuyor. Pasif değil, aktif izleyici olmaya çağırıyor.

🇫🇮🇳🇴🇸🇪 İskandinav Pavyonu: “Industry Muscle”
Modernizm sonrası mimaride bedenin, özellikle de trans ve hibrit bedenlerin temsili üzerine bir araştırma. Enstalasyonlar arasında sesli anlatılar, kolajlar ve hafif metal strüktürler bulunuyor. Binasi kesinlikle diğer pavyonlar arasinda favorim olan burasi. Beton kullanimi gercekcen cok hos bir yapi, basit ve sade.

🇨🇦 Kanada: “Picoplanktonics”
Belki de bienalin en yenilikçi işleri arasında. 3D baskı teknolojisiyle üretilmiş, cyanobacteria içeren “canlı” yapılar sergileniyor. Bu mikroorganizmalar karbon yakalıyor, yani yapı nefes alıyor. Mimarlığın biyolojik evrimle ilişkisine dair heyecan verici bir örnek. Umarim ileride bu yapilarin insaa edildigi dönemleri görebiliriz.

🇪🇸 İspanya :"Internalities: Architectures for Territorial Equilibrium"
Mimarlığın “dışsallık”larını – atık, karbon emisyonu, enerji tüketimi, malzeme döngüsü, iş gücü kullanımı – ekolojik denge bağlamında yeniden düşünmeye odaklanıyor. Amaç, ekoloji ve ekonomi arasında sürdürülebilir bir bağ kurmak olarak tanimlanmis. Bu nedenle sergi, yerel malzemelere, geleneksel zanaata ve düşük karbonlu süreçlere özen gösteriyor. Sergisini en begendigim pavilyon burasiydi. Gercekten 3 boyutlu bir pinterest panosu gibi harika maketler ve özenle secilmis projelerle dolu bir sergi.
🇹🇷 Türkiye : “Grounded”
Türkiye sergisini bosuna Giardini de arayip bulamayinca üzülmeyin. Arsenale’nin sonundaki karakteristik taş koridorda yer alan Türkiye Pavyonu, mimarlikta toprak arasindaki iliskiyi yeniden düsündürüyor. Temasi “Toprak” olan sergide — toprak bir ekosistem, hafıza deposu ve kültürel-arşiv görevi gören canlı bir varlık olarak ele aliniyor. Ziyaretçilere toprağın dokusu, kokusu ve sesiyle deneyim sunan bir sergileme yöntemi uygulanmis.

Arsenale’de Biotopia Teması: Mimarlığın Dönüşüm Gücü
Arsenale'nin ana sergisi “Biotopia”, mimarlığı sadece fiziksel çevre üretimi olarak değil, sosyal dönüşüm aracı olarak ele almis. Artik mimarligi sadece bir yapı üretimi olarak değil, bir onarma pratiği olarak ele almamizi irdelemisler. Bienal küratörü Carlo Ratti’nin mimarlığı doğaya, teknolojik yapaylığa ve kolektif bilince bağlayan yaklaşımı, sergilerin yapısını da bu üç eksende kurgulamis. Doğal zeka, yapay zeka ve kolektif zeka...
Natural, Artificial, Collective üçlemesi; ekoloji, teknoloji ve insanı bir denge içinde düşündürüyor. Bu alan; biyolojik sistemlerden esinlenen yapılar, afet sonrası yeniden yapılanma projeleri, kolektif üretim modelleri ve sürdürülebilir zanaat örnekleriyle doluydu. Sergilere yalnızca bakmak değil, düşünmek ve hatta yüzleşmek gerekiyordu diyebilirim. Bazi odalari iklim degisikligini vurgulamak adina gercekten dayanilamaz derecelere getirmisler.
Arsenale’yi gezerken hissettiğimiz şey şuydu:
Bu bienal, mimarlığın yalnızca nesne değil, duyarlılık, katkı ve birlikte iyileşme aracı olduğunu hatırlatıyor.

Peki sizce biz mimarlar bunu pratikte ne kadar yapabiliyoruz? ya da gelecekte ne kadar yapabilecegiz? Mimarinin geleceğini nasil görüyorsunuz?
Siz de Bienale gittniz mi? Gittiyseniz nereler ilginizi daha cok cekti?
hadi yorumlarda buluşalim. :)


Yorumlar